Anasayfa Kategori Bloğu Adil Yakubov
PDF Yazdır e-Posta
Adil Yakubov
Yazar
Günümüz Özbek edebiyatının en güçlü kalemlerinden olan Adil Yakubov 1926 yılında, eski adıyla Yessi şimdiki adıyla Türkistan şehri sınırları içinde kalan Karnak kasabasında dünyaya geldi. 1937 yılında babası "vatan hainliği" suçlamasıyla komünist hükûmet tarafından tutuklanıp hapse atılınca nüfusa dedesi Yakub'un ismiyle kaydedildi. Çocukluk çağları çok çetin mücadelelerle geçti. Küçük yaşta çalışarak annesine yardımcı olmak ve kardeşlerine bakmak zorunda kalan Adil Yakubov rençberlikten, kolhozlarda çalışmaya kadar her türlü işi yaptı. 1945 yılında askere gitti ve Rus-Japon savaşına katıldı. Beş yıl Çin'de kaldı. Askerlikten sonra Taşkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne girdi. İlk denemesi olan "Tengdaşlar" isimli hikâyesini askerlik günlerinde yazdı. Bugün yirmiden fazla deneme ve hikâyeleri neşredilmiş bulunan Adil Yakubov'un birisi Uluğbey, diğeri Birûnî ve İbn-i Sinâ'nin başlarından geçen dramatik olayları konu alan iki önemli tarihi romanı vardır.
Yazarın Tüm Eserleri Hakkındaki Makaleler
Adalet Menzili Üstad Adil Yakubov'un Anısına
Köhne Dünya
Uluğbeyin Hazinesi
Mukaddes
 
 

Editörün Yazısı

Kenar Mahalle Çocukları

Uygarlığın güya öncüsü ve kurucusu olduklarını savhunan Batılı bilim adamları, dünya halklarını medeniyet skalasında tasnife tabi tutarken, özellikle Türkleri, Amerika’nın yerli halklarını ve Afrikalı milletleri görmezden gelirler ve bazen de lutfedip incelenmeye değmez “kenar mahalle” kültürleri olarak takdim ederler. 

Devamı ...

Gumilev ve Zamanı

Lev Nikolayeviç Gumilëv (Gumilòff okunur) 80. doğum yıldönümünü kutlarken "artık bütün Rusya'da meşhur oldumdiyordu kendi kendine ama ne akademik çevreler, ne de geniş halk kitleleri seksen yaşındaki bir adamın doğum gününe fazla itibar etmemişlerdi. Yüzüne karşı ve hatta arkasından "üstad-ı azam" diyorlardı ama kitaplarını ellerine almaktan korkuyorlardı. 

Devamı ...

Biruni ve Zamanı

4 Eylül 973 yılında Batı Harezm’in başkenti Kat şehrinebağlı bir köyünde veya bizzat başkentin bir kenar mahallesinde, muhtemelen fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen bir bebeğin, yıllar sonra adını tarihe altın harflerle kazıttıracak, allâmeler allâmesi, üstatlar üstadı olacağını o zamanlar kimse tahmin bile edemezdi.