ESKİ TÜRKLER - ISBN 978-975-8839-05-6

Bolşevikler tarafından vatan hainliği suçlamasıyla kurşuna dizilen bir Rus yüzbaşı ile Kırım Türklerinden bir kadının, meşhur şaire Anna Ahmetova'nın oğlu. Hayatı çile çekmekle, sürgün kamplarında, hapishanelerde geçen, Rus akademisyenlerin kıskançlık oklarının hedefi olan Prof. Gumilev'in ilk doktora tezi ESKİ TÜRKLER'dir. Tarihçilikte Karahanlılar'a kadar gelip geçmiş tüm Türk halkları ve devletleri ‘Eski Türkler’ olarak anılır. Gumilev'in zengin bir literatürü tarayarak hazırladığı ESKİ TÜRKLER, Göktürkler'in I. ve II. Hakanlık dönemiyle, Uygurlar'ın göçebe dönemlerini, bu arada onlara komşu olan halkların, Çinliler'in, Tibetliler'in, İranlılar'ın, Bizanslılar'ın vs. tarihlerinden kesitler de içermektedir. Bu kitapta, sınırları doğuda Kore hududundan başlayarak, batıda Karadeniz bozkırlarına kadar uzanan muazzam bir imparatorluğun, tarihte ilk defa Türk adını kullanan bir halkın nasıl teşekkül edip, yükseldiğini, Çinliler'in entrikaları sonucu nasıl parçalanıp yutulduğunu, birçok halka ismini bırakarak tarihten silindiğini okuyacak; bir halkın, bir devletin yine kendi kanından olan kabileler (Uygurlar) tarafından mahvedilişinin dramatik hikayesini dinleyeceksiniz. W. Barthold'un, Chavannes'in, Deguines'in, Çin kroniklerinin ve güvenilir kabul edilen birçok tarihçi ve kaynağın bilimsel tenkitlerinin de yer aldığı bu eser, sahasında yazılan kitaplar arasında en derli toplusudur ve Türk akademisyenlerinin fevkalade beğenisini toplamıştır.

 

 

HUNLAR - ISBN 975-8839-04-7

Esasında Gumilev'in ‘Bozkır Üçlemesi’ adını verdiği serinin (Hunlar, Eski Türkler ve Muhayyel Hükümdarlığın İzinde) ilk kitabıdır ve tarihî olayların seyrini kronolojik bir şekilde takip edebilmek için Eski Türkler'den önce okunması gereken kaynak bir eserdir. Bazı Amerikalı ve Avrupalı tarihçiler, Batı Hunları'nın, Atilla'nın torunlarının Doğulu Hunlar'la hiçbir ilişkisinin bulunmadığını, konuştukları dillerin dahi nasıl bir dil olduğunun bilinmediğini kaydederek, Türk tarihinin yeknesak duvarında çatlaklıklar meydana getirme gayreti güderler. Gumilev ise, tam aksini savunarak Batılı Hunlar'ın Doğulu akrabalarının bir devamı, dillerinin ise Türkçe olduğunu bilimsel verilere dayanarak ispat etmektedir. Peki, Çinliler'in Hyung-nu, bizim Hunlar dediğimiz ve ata kabul ettiğimiz bu halk, nasıl teşekkül etmiş, nereden çıkmıştır ve daha öncesinde ne idi? Hangi halklarla akraba idi ve Hun İmparatorluğu bünyesinde hangi halklar vardı? Devlet yönetim şekli, idari hiyerarşi ve ünvanları nasıldı? Türk tarihinde, Çin sarayından ve yabancı bir ülkeden otağa gelin getirme geleneğini ilk önce Mete-han (Mo-de) başlatmış, Osmanlı dahi aynı geleneği sürdürmüştür. Osmanlı İmparatorluğu'nda saraya alınan bu gelinlerin çoğundan büyük zararlar gelmiştir. Ya peki Hun otağlarına giren Çinli gelinlerin verdikleri zararlar az mıydı? İstisnasız hemen hepsi Çin imparatorlarının birer casusu muydu?.. Elbette!

 

 

MUHAYYEL HÜKÜMDARLIĞIN İZİNDE - ISBN 975-8839-06-3

Gumilev'in Bozkır Üzlemesi'nin üçüncü kitabı. Hunlar ve Eski Türkler'in devamı olarak okunduğunda, Türk tarihinin İç ve Orta Asya kesitinin M. Ö. II. Binyıldan başlayarak, Selçuklular'a kadar geçen üç bin yıllık tarihi bir film şeridi gibi gözleriniz önünden geçecektir. Kelimeler bazen aldatıcıdır. Bugün Rus tarihçilerin yanlış adlandırması sebebiyle Tatar diye bildiğimiz Kırım ve Kazan Tatarlarının aslında gerçek Tatarlar'la hiçbir ilgisi yoktur. Peki Moğollar Türk müdür? Türk dilli bir halk mıdır? Moğollar'ın Hristiyanlık ve İslamiyeti ‘yeşil din’ kendi dinlerini ‘kara din’ diye adlandırırken, ‘kara’yla kastettikleri nedir? Dinler tarihi açısından da çok önemli bilgiler içeren bu kitap, esasen Hristiyan bir rahibin Haçlı seferleri sırasında, Avrupalı kralları Kudüs'e akın etmeye teşvik amacıyla uydurduğu, ama resmi kroniklere dahi geçmiş bir yalanın yol açtığı olayları konu edinmektedir. Gumilev'in tarihçilikte takip ettiği prensip, olaylara şu dört açıdan bakmaktır: Kuş bakışı, kurgan tepesinden, fare deliğinden ve masa başından. Amerikalı tarihçilerin en büyük hatası, tarihi anlatırken kendilerine bir merkez seçmemeleridir. Gumilev ise, Hazar ve civarını kendisine merkez seçerek tarihe bakar.

 

ETNOGENEZ - HALKLARIN ŞEKİLLENİŞİ, YÜKSELİŞ VE DÜŞÜŞLERİ

ISBN 975-8839-02-0

Gumilev'in ikinci doktora tezi olarak sunduğu, fakat konuyu bir türlü kavrayamayan Rus akademisyenlerin ‘Bu bir doktora değil, doktora üzeri bir şeydir’ diyerek kabul etmedikleri; Eski Türkler ve kısmen Hunlar hariç, diğer bütün eserlerinin iyi anlaşılabilmesi, yazarın kullandığı terminolojinin tebellür edebilmesi için mutlaka okunması gereken anahtar kitab. Etnogenez dediğimiz şey nedir? Türk üniversitelerinde henüz bir kürsüsü dahi bulunmayan, Batıda ve Rusya'da iyi bilinen bu bilim dalı neyi inceler? Halklar, diller nasıl oluşurlar? Nasıl yükselir, nasıl çöker ve bâkiye etnoslar haline gelirler? Bâkiye etnosları bekleyen kader nedir? Kimera, kseniya, konsorsiyum, konviksiyum, etnos, süper-etnos... kavramları neyi ifade ederler? Ya peki yazarın kendine has bir terim olarak kullandığı, hemen bütün eserlerinde sık sık sözünü ettiği passionerlik, passionarizm, passioner ve passioner gerilim veya basınç ne demektir? Kırgızistan devlet başkanı Askar Akayev'in Kırgız tarihiyle ilgili yazdığı eserin önsüzünde ‘Bu kitabı Gumilev'in etnogenez adlı eserini temel alarak yazdım’ dediği bu kaynak eser, Türkiye'de sahasında ilk ve tek kitaptır. Dünya tarihinin hemen her kesitinden, her kıtadan, her ülkeden ve her halktan örneklerle zenginleştirilen bu eser, Türkler'in, Batılılar'ın, Amerikalılar'ın ve İslam Ümmeti'nin tarihî kader açısından incelenmesidir.

 

HAZAR ÇEVRESİNDE BİN YIL - ISBN 975-8839-07-01

Yine Gumilev'in temel yapıtlarından bir diğeri ve esasen Etnogenez adlı eserinin devamı olarak okunması gereken bir kitap. Tarihi kaynaklara güvenilir mi? Gözü kapalı güvenilirse çıkmaz sokaklara dalınır mı? Özellikle saray tarihçilerinin kaleme aldıkları ‘anonimler’ güvenilir bilgi içerirler mi? Mogolların Gizli Tarihi'ne göre Çingiz-han, Çamuha ile girdiği savaşta mağlup olmuş, Yahudi asıllı Acem yazar Reşidüddin'in ‘Cami et-Tevarih’ine göre galip gelmiştir. Acaba hangisi doğru söylüyor?.. Tarih, mukayeseli olarak okunmadan, çaprazlama tarama yapılmadan öğrenilirse, insan beyninde önemli tahribatlar ve kolay kolay silinmeyecek saplantılara yol açar. Hazar Çevresinde Bin Yıl, Hazar civarı merkez edinilerek Türk halklarıyla, komşularının tarihine genel bir bakışın yapıldığı önemli bir eserdir. Zaten dünyanın belli bir noktası merkez alınmadan nasıl tarih yazılır ve nasıl anlatılır ki?

 

 

        

ESKİ RUSLAR VE BÜYÜK BOZKIR HALKLARI (Cilt 1) - ISBN 975-8839-10-1

ESKİ RUSLAR VE BÜYÜK BOZKIR HALKLARI (Cilt 2) - ISBN 975-8839-10-2

Prof. L. N. Gumilev'in iki ciltlik dev bir eseri daha. Gumilev dünyasının iyi takip edilebilmesi için mutlaka okunması gereken bir kitap. Yahudiler'i fazlasıyla kızdıracak bir çalışma. Kimdi bu Ruslar? Onlarca yıl savaştığımız, topraklarını işgal ettiğimiz, buna karşılık onların da ‘Orta Asya zaten Arilerin yurduydu; bizler işgalci değiliz; bir insanın ata yurduna geri dönmesi tabii bir olaydır’ diyerek Orta Asya bozkırlarını istila eden bu halk kimdir? Haklarında ne biliyoruz? Slavlar Rus mudur? Yahut Ruslar Slav mıdır? Bir zamanlar neden hükümdarlarına ‘hakan’ diye hitap ederlerdi? Bugün bir Türk milliyetçisine ‘Ruslar kimdir?’ diye sorarsanız, çok büyük bir ihtimalle ‘Can düşmanlarımız!’ cevabını alırsınız. İnsanlar, genellikle kapı bir komşularıyla kavga ederler. ABD gibi, on mahalle ilerideki biriyle kavga etmek için giden ülkeler tarihte çok enderdir. Kıpçaklar, Oğuzlar (Torklar), Peçenekler, Burtaslar, Baraniler, Karakalpaklar, Hazarlar, Bulgarlar... nereye gittiler? Nasıl Hristiyanlaşıp, dil, din ve etnik kökenlerini kaybederek Slavlaştılar? Karaimler Türk müdür? Türklerin kanının en fazla karıştığı halk, Ruslar'dır. Buna rağmen en fazla savaştığı halk da yine onlardır! ‘Bugünkü Ruslar, Rusya'nın temelini atan Tohtamış-han'ı minnetle anmalıdırlar!..” sözü bizzat yazara aittir. Doğrudur; Rus Devleti'nin temelini Tohtamış-han atmış, duvarlarını da farkına varmadan Timur yükseltmiş ve birkaç asır sonra Türk halklarının başına bela etmiştir!.. Ya Hazar Yahudileri? Romalılar tarafından İran'a, oradan Hazar Devleti'ne sürülen Yahudiler, tarihlerinin bu kesitinde birçok gerçekleri ya gizlerler, ya Arthur Koestler'in “Onüçüncü Kabile”sinde yaptığı gibi çarpıtırlar. Hazar Türklerini köle gibi kullanan, Hazar hakanlarını kukla olarak elde tutan Yahudiler, sonunda Ruslar'ın sabrını taşırarak nasıl hem kendilerinin, hem de bir devletin mahvına yol açtılar? Hazar Devleti'nin yıkılışından sonra önce Rusya'ya dağılan, daha sonra çeşitli baskılara dayanamayarak Kazakistan bozkırlarına kaçan Brodniklere (Kaçaklara) da yanlışlıkla Kazak dendiğini bilir miydiniz? Bu kitap, Rus, Slav, Türk, Acem, Bizans, Moğol, Tatar ve Timuriler tarihi konusunda yazılmış en temel kaynaklardan biridir.

 

 

MOĞOLLAR VE RUSLAR - ISBN  978-975-8839-35-7

George Vernadsky, Rusya’da Ekim devriminden sonra Lenin’le ters düşerek Polonya’ya kaçmış, oradan Amerika’ya giderek akademik çalışmalarını sürdürmüştür. SSCB döneminde rejimin o katı baskısına maruz kalmadığı için, onun yazdıkları dünyanın hemen her ülkesinde referans olarak kullanılmış ve daha güvenilir bulunmuştur.
Vernadsky, Rusların öncülük ettikleri “Avrasya”cılık akımının öncülerindendir ve dolayısıyla Türk halklarına bakışı daha olumlu ve farklıdır. Örneğin ona göre Moğol istilası Ruslar için zannedildiği gibi bir felaket olmamış, aksine Ruslara pek çok şey kazandırmış, halk ve devlet olmalarını sağlamış, daha da önemlisi bugün Rusların kullandıkları bazı kurumları hediye etmiştir.
Bu kitapla “Moğollar bize kan ve göz yaşından başka ne getirdi?” sözünün bir iftira olduğunu göreceksiniz. Vernadsky’nin bu çalışması kaleme almış olduğu beş ciltlik Rusya Tarihi’nin üçüncü kitabıdır. Diğer çalışmaları da zaman içinde yayınlanacaktır.

 

 

 

 

AVRASYADAN MAKALELER-1 - ISBN 975-8839-37-3

Rus tarihçi ve etnologu Gumilev'in değişik tarihlerde değişik Rusça dergilerde yayınlanan akademik makalelerinden seçmelerin yer aldığı bu eserde, kitabın adından da anlaşılacağı gibi Avrasya ve tabi ki öncelikle Türk tarihinin çeşitli dönemleriyle ilgili değişik kesitler yer almaktadır.
Gumilev'in diğer eserlerini okuyanlara, bu kitabın muhteviyatından ayrıca bahsetmek, herhalde tereciye tere satmak olurdu.

 

 

SON VE YENİDEN BAŞLANGIÇ - ISBN 975/8839-21-7

Gumilev'in bu çalışması esasen Etnogenez-Halkların Şekillenişi, Yükseliş ve Düşüşleri adlı eserinin bir tür devamı durumundadır. Eserde, önceki kitapta gözden kaçan veya hacmi artırmamak için yer verilmeyen değişik konular da işlenmiştir. Yine Türk tarihinden, Batı ve ABD tarihinden enteresan kesitlerin yer aldığı örneklerle, halkların yaşadıkları tarihi kaderin gelişimi ve yönü üzerinde detaylı olarak durulmakta, milletleri bekleyen akibetin örnekleri verilmektedir. Gumilev, bu eserinde diğerlerinden farklı olarak, Türk ruhu terimini kullanmakta ve bu terimin mutlaka bilimsel literatüre kazandırılması gerektiğini savunmaktadır.

Türkler'in de günümüzde zaten en çok ihtiyaç duydukları bu Türk ruhudur.

 

OĞUZLAR - ISBN 975-8839-08-X

Türkmenistanlı, ama aynı zamanda Rus asıllı S. G. Agacanov'un baş yapıtı. Sovyet şarkiyatçılığında Oğuzlar ve Selçuklular konusunda en başta gelen otoriter kalemlerden biri. Çeşitli dillerde tam 800 kaynak taranarak hazırlanan bu eser, şu anda Türkiye'de bazı üniversitelerde ders kitabı olarak okutulmaktadır. Sır-Derya Yabgu Oğuz Devleti'yle ilgili tek kaynak olan bu eser, Karahanlılar, Selçuklular ve diğer Türk kabileleriyle ilgili detaylı ve enteresan bilgiler içerir. Çok ciddi bir akademik çalışma. İlk baskısı kısa zamanda tükenen kitap, bazı düzeltmeler yapılarak ikinci defa okuruyla buluşuyor.

 

TÜRKÜN ÜÇ BİN YILI - ISBN 975-8839-03-9

Prof. S. G. Klyashtorny ve Prof. T. İ. Sultanov.. Birisi Türk Dil Kurumu fahri üyesi, Rus Şarkiyat Enstitüsü Başkanı, eserleri tüm Batılı araştırmacılar tarafından referans olarak kullanılan, kendine has, enteresan hüküm ve çıkışlarıyla ün yapmış bir Rus; diğeri, Kazakistan'ın yetiştirdiği en gözde tarihçilerden bir Kazak Türkü'nün birlikte hazırladıkları bu kitap, Ari göçlerinden, göçebe dünyasından başlayarak, Eski Türkleri ve çağdaş Kazakistan tarihini inceleyen önemli bir akademik eserdir. Prof. Klyashtorny, titiz bir araştırmacı. Ona göre Kimmerler diye bir halk yoktur. Onlar, Persler'in atlı İskit (Saka) akıncılarına verdikleri bir isimdir. Klyashtorny, Kıpçaklar'ın orijinini de, bizde bazı gözde tarihçilerin yaptığı gibi Oğuz Kağan efsanesine göre değil, gerçek belgelere dayandırarak açıklamaktadır. Çünkü bir halkın, bir kabilenin orijini, efsanelere dayanılarak açıklanamaz. Peki kimdir bu Kazak dediğimiz halk? Nasıl teşekkül etmiştir? Asılları nedir? Kimlerden koparak şekillenmiştir? Örfleri, âdet ve gelenekleri nedir? Moğol, Mogul ve Mugal arasında bir fark var mıdır? Elbette vardır! Türkün Üç Bin Yılı, Türk tarihine genel, Kazakistan tarihine özel bir giriş niteliğindedir.

 

İSKİTLER - ISBN 975-8839-33-9

Türklerin,Rusların, Kürtlerin, Pakistanliların ve Aryanizm taraftarlarının sahip çıktıkları, atamız dedikleri esrarengiz halk İskitler kimdir?
Batıda İskit, doğuda Saka (Sak, Yak, Yakut) denilen bu halkın kökeni Orta Asya’lı olduğu halde başka halkların sahiplenmeleri neyle izah edilebilir?
Grakov’un deyişiyle “Rus, Helen ve dünya medeni-yetine çok şey hediye eden” İskitler asla barbar değillerdi.
Yunanlılar sek şarap içmek istediklerinde garsona “Çek bir iskit!” derlerdi.
Türk tarihindeki bir boşluk bu kitapla dolmuş olacak.

 

SAKA-YAKUTLAR - ISBN 978-975-8839-32-2

Kitabın yazarı Şeroşevsky, aslen Polonyalıdır. Birinci dünya savaşında esir düşmüş ve Ruslar tarafından Yakutistan’a sürgün gönderilmiş, hayatının on sekiz yılını Yakutların arasında geçirmiştir. Kendisi çok iyi bir gözlemcidir ve Sakaların bilmediğimiz yönlerini birebir gözlemlerine dayanarak nakletmektedir.
Yakut kelimesi aslen Tunguscadır ve Ruslar tarafından kullanılarak dünyaya kabul ettirilmiştir, ama Yakutlar hâlâ kendilerine Saha, bazen Sak derler. S harfi Tungus dilinde kelime başında “y”ye dönüşür. Sonundaki +ut ise çoğul ekidir ve Saklar demektir. Saka kelimesinin sonunda “a” harfi ise Farsçada çoğul ekidir ve dolayısıyla Saklar demektir. Saklar ise Batı İskitlerinin atalarıdır.
Ne yazık ki bu halkın tarihi fazla bilinmemektedir, çünkü kendi tarihlerini kayıt altına alan bir tarihçi aralarından çıkmamıştır. Bu kitapta sunulan bilgiler de ancak konuya bir giriş sayılabilir. Belki ileriki yıllarda çok iyi ve sabırlı bir araştırmacı Sakaların detaylı tarihini yazacaktır. Şimdilik bu kadarla yetinmek zorundayız.
Bu kitap Saka-Yakutlar hakkında Türkiye’de yayınlanmış tek eserdir ve belki de uzun yıllar tek eser olarak kalmaya devam edecektir.

 

 

KARAHANLILAR - ISBN 975-8839-30-6

Gazneliler'in ve Selçuklular'ın çağdaşı olan Karahanlılar, hakkında en az bilgiye sahip olduğumuz bir Türk Devleti'dir. Bugüne kadar Karahanlılar hakkında ciddi bir araştırmanın Türkiye'de yayınlanmamış olmasının sebebi de, bu devlet hakkında bilinenlerin gerçekten çok az olmasıdır.

Bugünkü Tuva'lılar kendilerini Göktürkler'in mirasçıları olarak görüyorlar. Karahanlılar da vaktiyle Göktürkler'in mirasçısı ve devamı olduklarını belirtmişlerdi. Ya biz kimiz? Kimin devamı, kimin varisleriyiz? Azerbaycanlı Ekber N. Necef'in uzun soluklu bu çalışması, Karahanlılar konusunda doyurucu bilgi edinmemizi sağlayacağı gibi, Türk kabile ve oymakları hakkındaki bilgilerimizi de zenginleştirecektir.

 

 

ARAPLAR VE YAHUDİLER - ISBN 975-8839-27-6

Ülkemizde ve hatta dünyada bu konuyla ilgili olarak yayınlanan kitapların başlıkları genellikle Yahudiler ve Araplar'dır. Yazar eserinde buna özellikle vurgu yaparak, başlığı rastgele atmadığını, çünkü Araplar varken Yahudiler'in henüz tarihte yer almadıklarını kaydetmektedir.

Kitabı okuduğunuz zaman karşınıza iki İbrahim, iki Musa ve iki Tevrat çıkacaktır. Bunlardan birisi gerçek, diğeri sahte ve uydurmadır. Kur'an'da sözü edilen İsrail oğullarıyla Yahudiler aynı halk değildir. Bugüne kadar Tevrat'a dayandırılmış bir tarih okutulduğu için, biz, onları hep aynı halk diye bilir, Araplar'la Yahudiler'i de amcaoğulları olarak görürdük. Halbuki gerçek hiç de öyle değil. Bir kere kavm-i Musa dediğimiz İsrail oğulları Mısır'ı istila eden çoban kralların yani Heksoslar'ın bakiyeleri, tek Tanrı'ya inanan Mısırlı askerler ve efendilerinden kaçan kölelerden ibaretti. Yahudiler ise MÖ. 8-7. Yüzyıllarda ortaya çıkmış küçük bir halktır. Tevrat'ta geçen Abiriler veya Batı dillerindeki şekliyle Habirular kesinlikle İbraniler'e değil, göçebe halklara işaret etmektedir. Kaldı ki, İbranice dahi MÖ. VIII. Yüzyılda Aramicenin bozulmuş bir şekli olarak ortaya çıkmıştır..

Tevrat'a kalırsa Musa'ya indirilen kitap Aramice gönderilmiştir. İyi ama, Musa firavunun sarayına bir bebek olarak geldi. Sarayda büyüdü. Orada Kıpticeden başka dil konuşulmuyordu. Dolayısıyla Musa ne İbranice bilirdi, ne de Aramice. Allah'ınsa gönderdiği bir peygambere anlamadığı bir dille kitap indirmesi zaten düşünülemez.

Hz. İbrahim'le Musa dönemi arasında 600, yine İbrahim'le Yahudiler arasında 1300 yıllık bir zaman dilimi vardır. Yahudiler'in Allah'ın seçkin halkı olduğu, Tanrı'nın Filistin'i onlara vaadedilmiş topraklar olarak verdiği iddiası da tamamıyla Tevrat'a dayalı tarihî bir yalandır. Yahudiler'in tanrısı Yahve (veya Yahova) aslında Arap Kaysi kabilesinin büyük tanrısının adıdır.

Yahudilikle Museviliği birbirine karıştırmamak gerekir. Yahudi, etnik bir addır. Musevilik ise bir dindir. Musevi ümmet vardır ve dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış olan Yahudiler sadece aynı dine mensup olan insanlardır, ama aralarında herhangi bir etnik bağ yoktur. Renkleri ve dilleri dahi başkadır.

Bu kitap, kırk yıllık bir çalışmanın ürünüdür ve bu haliyle tarihen doğru zannettiğimiz pek çok bilgiyi altüst edecek orijinal çıkış ve hükümler içermektedir.

HAZAR TARİHİ - ISBN 975-8839-19-5

1972 yılında ölen Rus tarihçi ve arkeolog M. İ. Artamonov'un Hazar Tarihi, (Türkler, Yahudiler, Ruslar) adlı bu eseri, sahasında yazılmış en temel kaynak eserdir. Artamonov'dan sonra Hazarlar, Ruslar ve Hazar Yahudileri hakkında eser yazanların hemen tamamı, Artamonov'un bu kitabından geniş ölçüde faydalanmışlar; metodoloji olarak da onu taklit etmişlerdir.

Artamonov'un bizzat kendisi, eserini 25 yılda tamamlandığını belirtmektedir. Gerçekten de böyle bir eser birkaç yılda yazılacak bir çalışma değildir.

Eserde Hazarlar'dan önce bu bölgede yaşayan halkları, Hazarlar'ın kimlerin torunları olduğunu, komşularının hangi halklardan teşekkül ettiğini bulacak; sırasıyla Hunlar, Bulgarlar, Hazar Türkleri ve komşu Türk halkları (Peçenekler, Bulgarlar, Kıpçaklar, Oğuzlar, Burtaslar..) ve diğer komşuları (Aslar, Osetinler, Gürcüler, Alanlar, Bizanslılar, Araplar, Acemler, Harezmliler vs.) ile olan münasebetleri okuyacaksınız.

Daha sonra Yahudiler'in Hazarya'ya nereden geldiklerini, halkı nasıl köle haline getirdiklerini, nasıl memleketin efendisi olduklarını ve Hazarlar'ın Yahudiliğe geçişini; Hazar Rus çatışmalarını ve sonunda Ruslar'ın Yahudiler yüzünden bir Türk devletini zamansız yıkışlarının hikayesini bulacaksınız.

Özellikle akedemisyenler, 1962 yılına kadar Hazarolojiyle ilgili tüm kaynakları bu eserde bulabileceklerdir. Zaten Artamonov'dan sonra Hazarlar konusunda en ciddi araştırmayı yapan da sedece P. Golden olmuştur, ama onun çalışması daha ziyade lengüistik yöndendir.

Söylediği her sözü mutlaka bir kaç kaynakla teyit eden Artamonov'un bu çalışması, gerek Rusya'da ve gerekse dünya akademik çevrelerinde çok büyük tartışmalara yol açmış; dahası, yazar eserinde hem Rus akademisyenleri, hem de Batılı bilim adamlarını ağır bir tenkit bombardımanına tutmuştur.

Artamonov'un Yahudiler'in Hazarya'da oynadıkları tarihi rolü Dunlop'un aksine kahpelik olarak nitelemesi, tüm şimşekleri üzerine çekmiş ve özellikle o sıralarda Yahudiler'in kontrolünde bulunan Pravda gazetesi tarafından adeta sıfıra indirilmek istenmiştir.

Artamonov'u Türkiye'den de bazı akademisyenler tenkit etmişlerdir; fakat onların tenkitlerinin gerçeklerle hiçbir alakası olmadığı, gerek bizim koyduğumuz önsözde verdiğimiz detaylardan ve gerekse eserin okunmasından sonra anlaşılacaktır.

Hazar Tarihi, dünyada bu konuda yazılan en ciddi ve en önemli kaynak olduğu kadar, Türkiye'de de aynı sahada neşredilen ilk ve tek çalışmadır.

Bu eser, Artamonov'un dostu ve yardımcısı L. N. Gumilev tarafından redakte edilmiş ve özellikle Orta Asya Türk tarihiyle ilgili önemli notlar da yine Gumilev tarafından konulmuştur.

Yine Selenge yayınları arasında çıkan ve Gumilev tarafından yazılan Eski Ruslar ve Büyük Bozkır Halkları, bir noktada bu eserin devamı ve mütemmimi durumundadır.

 

HAZAR YAHUDİ TARİHİ - ISBN 978-975-8839-34-6

Kitabın adı böyle olsa da, esasen Hazar Türklerinin tarihini ele almakta ve Yahudilerin orada oynadıkları rol üzerinde etraflıca durmaktadır. Selenge yayınları, daha önce yayınlamış olduğu Hazar Tarihi, Hazar Çalışmaları ve L. N. Gumilev’in “Eski Ruslar ve Büyük Bozkır Halkları”nın birinci cildinden sonra bu kitapla Hazar dosyasını tamamladığı kanaatindedir. Bu dört kitap Hazarlar konusunu dört değişik açıdan ele almaktadır ve bundan sonra bu konuda yazılacak veya okunacak bir kitap, konuya ancak bir iki virgül atma vazifesi görebilir.
Gerek Hazar Türkleri ve gerekse oraya misafir olarak gelip efendi durumuna yükselen Yahudiler arkalarında yazılı herhangi bir belge bırakmadıkları için, komşu halkların yazılı kaynakları ve arkeolojinin yardımıyla bu konu ancak bu kadar aydınlatılabilir.
Dunlop’un çalışması Arap ve Fars kaynaklarının taranması konusunda mükemmel bir örnektir, ancak M. İ. Artamonov’un  Yahudilerin Hazarya’da oynadıkları tarihi rolü “kahpelik” olarak değerlendirmesine karşılık, Dunlop’un onları masum gösterme gayreti içinde olduğunu eseri okurken anlayacaksınız.

 

 

İTİL-URAL TÜRKLERİ - ISBN 975-8839-28-4


Bu kitap, Başkurdistan tarihine ömrünü adamış Prof. R. G. Kuzeyev'in yıllar süren, uzun soluk çalışmasının bir ürünüdür. Kitapta ağırlıklı olarak Başkurtlar üzerinde durulmaktadır; ama bunun yanında Tatar, Kıpçak, Türkmen tarihinden de geniş kesitler yer almaktadır. Özellikle İtil-Ural civarında yaşayan Türk kabilelerinin kökenleri, nereden geldikleri, dilleri, tamgaları, oymak ve tireleri, efsaneleri, şecereleri, nerelerde yaşadıkları ve nüfusları hakkında son derece detaylı ve sistematik bilgiler bulacak; bölgenin etncoğrafyası ve demoğrafik yapısı hakkında oldukça teferruatlı bilgiler edineceksiniz. Bu kitap, sahasında yapılmış en ciddi çalışmadır ve bu haliyle Türkiye'de tektir.

 

KAFKASYA GERÇEĞİ - ISBN 978-975-8839-54-4

Kafkasya, Karadeniz ile Hazar Denizi arasında uzanan yüksek sıradağların ve bu dağların üzerinde ve eteklerinde yer alan Abhazya, Adıgey, Kabardey, Karaçay-Malkar, Osetya, Çeçen-İnguş ve Dağıstan ülkelerinin genel adıdır.
Bu bölgede yaşayan halkların bir kısmı Bulgarların, Hunların, Hazarların torunlarıdır, bir kısmı ise tarihin uzun bir döneminden beri burada yaşayan halkların bakiyeleridir. Ama bölge kuzey göç yolu üzerinde bulunduğu için, bunların çoğunun gerçek atalarını tespit etmek oldukça güçtür ve hatta imkansızdır. Buraya yaşayan halkların tarihten kendilerine seçtikleri atalar da onların tercihleridir. Her şeye rağmen Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri birbirleriyle birleşemeyecek kadar büyük, fakat Kafkasya halkları rahatlıkla birleşebilecek kadar küçüktürler. Eğer bir birleşme sağlayıp, güçlü bir koalisyon kuramazlarsa tarihlerinin bundan sonraki kısmını süper güçlerin elinde oyuncak olarak bir o tarafa, bir bu tarafa çekilerek geçireceklerini bilmelidirler.
Doç. Dr. Ufuk Tavkul’un bu son çalışması, Kafkasya konusunda yazılmış en metodik, en derli toplu, en doyurucu ve akademik olanıdır. Çünkü o bölgenin insanıdır ve elbette bölgenin tarihini en iyi bilen otoritelerdendir.

 

KAFKAS TARİHİ - ISBN 978-975-8839-52-0

Kitabın yazarı Mahmud Bi, Kafkasyalıdır ve o bölgenin insanıdır. İki cilt halinde kaleme aldığı eserin bu birinci cildi, Kafkasyanın tarihini tarih-öncesi döneminden başlayarak günümüze kadar getirmekte, buradaki halkların etno-tarihlerine ışık tutmaktadır. Her halukârda Kafkas tarihiyle Türk tarihi tarihin belli bir döneminden sonra iç içe geçmiştir. Dolayısıyla Kafkas halklarının bir çoğu ile Türk halklarını akraba saymak yanlış olmaz.

 

 

 

ENDULUSTEN KUTSAL TOPRAKLARA - ISBN 975-8839-00-4

İbni Cübeyr...

XII. ve XIII. Yüzyılda yaşamış Endülüslü bir seyyah, dini bütün bir Müslüman, tipik bir Salahaddin Eyyubi hayranı.. Eseri, Haçlı Seferleri'yle ilgili olarak yazılan eserlerin hemen tamamında kaynak olarak kullanılan, bire bir doğru bilgi ve gözlemlerin aktarıldığı enteresan bir seyahatname. İbni Cübeyr'in Haçlı Seferleri'yle anlattıkları, klasik yazarların anlattıklarıyla fazla uyuşmaz. Kudüs kralından ‘domuz!’ diye bahseden, Hristiyanların eline geçmiş bir şehre uğradığında üzüntüsünden kahrolarak, "Allah bu şehrin fethini Müslümanlara tekrar nasip etsin!”; bazen de “Allah burayı harab eylesin!” temennilerinde bulunan İbni Cübeyr, XII-XIII. Yüzyıllardaki Mısır, Mekke, Medine, Kabe, Şam, Bağdat vs. hakkında enteresan gözlemler aktarır. Türk tarihinden bazı kesitlerin de yer aldığı bu eserde, Kabe'nin çalar saatini yapan ustanın Buharalı bir Türk olduğunu; Salahaddin Eyyubi ve oğullarının saraylarının bahçesinde Türkler'e has “cirit” oynadıklarını, Ayzap halkının çok ahlaksız, kadınlarının ve erkeklerinin sokaklarda çıplak dolaştıklarını okuyunca büsbütün şaşıracağınız enteresan bir ‘gezi günlüğü’. İbni Cübeyr'in bu ‘seyahannamesi’, esasen çoktan Türkçeye kazandırılması gereken bir eserdi. Onun Türkçeye kazandırılmasının bu kadar gecikmesi, aslında bir ‘kültür aybıdır’. Yine de geç sayılmaz.

HANDUT (ÖZGÜRLÜĞÜN DİĞER ADI) - ISBN 975-8839-38-1

Handut...
Afganistan’ın 3.000 rakımlı, fakir mi fakir bir beldesi: Anlamı da özgürlük yolu.
İsmaililer ibadet ederken bazen yarım saat, bazen 45 dakika secde ediyorlar, hatta secde sırasında uyuyup kalanlar oluyor. Dualarında sadece imamlarının adlarını zikrediyorlardı; fakat tuhaf bir şekilde Kürtlere, PKK’ya ve Erbakan’a sempati besliyorlardı...
Niye acaba?

 

MESUDİ MURUC EZ ZEHEB - ISBN 975-8839-26-8

Doğum tarihi bilinmemekle birlikte 946'da ölen Ebu'l Hasan Ali b. El-Hüseyin el- Mesudî , Hicri IV. Yüzyılın en çeşitli konularda kitaplar yazan Arap tarih ve coğrafyacısıdır. Hayatı hakkındaki bilgileri, kendi eserleri arasına serpiştirilmiş satırlardan bölük pörçük toplamak mümkündür. Mesudi'nin yirmi civarındaki eserinden ancak iki tanesi günümüze kadar yetip gelebilmiştir. Elde bulunan iki eseri arasında ise en önemlisi Muruc ez- Zeheb (Altın Bozkırlar) adlı çalışmasıdır. Bu kitap Avrupa'da çeşitli dillere çevrilmiş ve ilk defa Türkçeye özet olarak kazandırılarak basılmıştır. Bu özet çeviride, özellikle Türk tarihi, Türklere komşu olan veya Türkler'in ilişki içinde bulunduğu halkların tarih ve coğrafyalarına ait kısımlara ağırlık verilmiş, Emevi ve Abbasi halifeleri dönemine ait kısımlar ise enteresan anekdotlarla bezenmiştir.

X. Yüzyılın birinci yarısına ait olan bu eser, birinci el kaynaklar arasında önemli bir yer tutar. Muruc ez- Zeheb , araştırmacı ve tarihçilerin mutlaka baş vurmak zorunda oldukları bir kaynaktır.

TANRILARIN VE FİRAVUNLARIN DİLİ - ISBN 975-8839-20-9

Türkler'in ata yurdunun Ural-Altay etekleri olduğu öteden beri kesin bir hipotez olarak kabul edilir ve bu konu hiç tartışmaya açılmaz. Buna karşılık kendilerini haksız yere Ari (üstün) ırk olarak gören batılıların ataları ise tarihin derinliklerinde dünyanın pek çok yerinde dolaşabiliyorlar. Kimileri Ari göçleriyle batıdan gelen kafilelerin Milattan üç beş bin yıl önce Kafkaslara, Orta Asya'ya, Himalayalar'a yerleştiklerini, fakat Orta Asya'da nereden çıktığı belli olmayan Türkler tarafından asimile ve imha edildikleri, dolayısıyla buraların aslında batılıların ata yurdu sayıldığını ileri sürer ve buna inanırlar.
Türkler'in ata yurdunun Ural-Altay etekleri olduğu doğrudur elbette; ama bu, tarihin belli bir diliminden sonrası için geçerlidir. Ya ondan öncesi?
Tanrı dünya yaratıldığından beri Türkler'i buraya eliyle mi koydu? Neden başka halklar orada burada geziniyorlar da, Türkler Ural-Altay etekleri arasına sıkıştırılıyor?
Türkler'in ön atalarının tarihin derinliklerinde Anadolu'da, Roma'da, Girit'de, Mısır'da ve hatta Habeşistan'da yaşamadıklarını kim iddia ve ispat edebilir? Ruslar, Türkistan'ı, İngilizler Hindistan'ı işgal ve istila ederken, bunun bir istila olmadığını, aksine ata yurtlarına çıkıp geldiklerini, bir insanın ata yurduna geri dönüp gelmesinin anormal bir tarafı bulunmadığını ileri sürmüşlerdi. O halde bizim de Anadolu'yu fethimiz bir istila değil, ata yurdumuza çıkıp gelişimizdir.
Kazanlı dilbilimci ve tarihci Nurihan Fattah'ın bazı tez ve iddialarının yer aldığı bu çalışma, söz konusu tartışmalara yeni bir boyut ve bakış açısı getirmektedir.
Bugüne kadar hep çarpıtılmış tarih okuduğumuz anlaşılıyor.

ULUĞBEYİN HAZİNESİ -ISBN 975-8839-12-8

Adil Yakubov.. O, romancılıkta bir dev, emsalsiz bir kalem, başlı başına bir ekol, ulaşılmaz bir zirve ve ustaların ustasıdır.. İyi bir roman yazmak, okuyucuya elinden bırakmadan okuyabileceği eser sunmak, öyle kolay iş değildir. Bizde son yıllarda iyi romancı çıkmıyorsa, hâlâ vitrinleri eski klasikler süslüyorsa, bunun sebebi eline kalem alan ve romancı, yazar olarak geçinen pek çok kişinin çile ile yoğrulmamasıdır. Gerek Batıda, gerek Rusya'da ve gerekse Türkistan'da yetişmiş en gözde yazarların, eserleri klasikleşmiş kalemlerin hayatları çile ve ızdıraplarla doludur. İşte, Adil Yakubov da çileyle, ızdırapla, acıyla yoğurulmuş bir ustadır. Onun başyapıtı ‘Uluğbeyin Hazinesi’ni okuyunca bu sözlerin bir mübalağa olmadığını, Cengiz Aytmatov'un bu kitabı neden yastık altından eksik etmediğini, yazarla her karşılaşmasında ‘üstadım’ diyerek hitap edişini daha iyi anlayacak ve hak vereceksiniz. Sayın İlber Oltaylı'nın da işaret ettiği gibi “İki tane ansiklopedi maddesi okuyarak tarihi roman yazılmaz!” Uluğbey, henüz Batıda astronomi yeni yeni bilinirken, kurduğu rasathaneyle Biruni'nin yarım kalan çalışmalarını tamamlayan, insaflı bir padişah ve emsalsiz bir ilim adamı. Ama ne yazık ki, bazı tarikatlerin kışkırtmasıyla iktidar hırslığı oğlu Abdüllatif tarafından katledilir. Ali Kuşçu.. Uluğbey'in çilekeş asistanı. 317 eser sahibi.. Fethiye adlı eseri üç asır Osmanlılarda ders kitabı olarak okutulan büyük matematikçi ve astrolog, eski tabirle ‘müneccim’. Fatih'in anlı şanlı kadırgalarla karşılattığı, kol kanat gerdiği bir ilim adamı. Kalender Karnaki ve Hurşide Banu'nun sonu ölümle biten, acıyla dolu aşkı.. Nobel ödülü gibi tamamen siyasi amaçlarla dağıtılan ödül almış bir eser değil, okuyucusunun gönlünde taht kuran, tam 27 dile çevirilmiş gerçek bir Türk dünyası klasiği! Bir roman, ancak bu kadar olur!

 

 

KÖHNE DÜNYA - ISBN 975-8839-10-6

Adil Yakubov'un ölümsüz klasiklerinden bir diğeri. Bir yanda Gazneli Sultan Mahmud'un bazen sırtını sıvazladığı, bazen ensesine bir tokat indirdiği; küçük yaşta yetim kalmış, fakirlik ve yoksullukla geçen hayatına rağmen, zamanının ordinaryüs profesörü olmuş Ebû Reyhan el-Biruni.. Diğer yanda, Gazneli Mahmud'un kendisini tedavi ettirmek için her yerde arattığı, ayağına elçiler gönderdiği, ‘allame-i zaman, hekim-i devran, şeyh'ur reis ve üstad’ ünvanlarıyla anılan İbn-i Sina.. Öte yanda, yakalandığı amansız hastalığın pençesinde evhamlar içinde kıvranan Gazneli Sultan Mahmud! Zamanın üç devi.. Ve bu üç devin birbiriyle amansız mücadelesi.. Saltanatla ilmin, kılıçla kalemin savaşı.. Sahte İbn-i Sinalar'ın, sahtekârların, devlet başkanını yanıltan ve yanlış yönlendiren aç gözlü vezirlerin (bakanların) dünyası...

ADALET MENZİLİ - ISBN 975-8839-24-1

Üstad Adil Yakubov'un Uluğbey'in Hazinesi'nden sonra en büyük eserim dediği bu kitap, 90'lı yıllara doğru, dünya tarihinde ilk defa bir ülke ve halkın top yekün hırsızlıkla suçlandığı bir olayın hikayesini konu edinmektedir. Dünya basınına Uzbek affair (Özbek davası) adıyla geçen bu suçlama sırasında Moskova'dan gönderilen Ermeni müfettiş Gdilyan'ın orada haksız yere yok ettiği bir ailenin dramının, yakılıp yıkılan ocakların küllerinin izlerini göreceksiniz. Özbekistan'da bağımsızlıktan sonra yazılan ve hemen filmi de yapılan bu eserde anlatılan olaylar gerçekten aynıyla vuku bulmuş hadiselerdir.

SON DENİZE KADAR - ISBN 975-8839-14-4

Rus yazar Wasili Yan veya Yançevetsky'nin onüç yılda yazdığı muhteşem belgesel
1. Cilt

Çingiz-han, Harezmşah Muhammed'e savaş ilan ederken sadece beş kelimelik bir mektup göndermişti: "Savaşı sen istedin, istediğini alacaksın!" Harezmşah Muhammed mektubu okurken elleri titremiş, dizlerinin bağı çözülmüştü. W. W. Barthold, Harezmşah Muhammed'in Moğollar'la İrtış sahilinde meydana gelen ilk çarpışmada gözünün korktuğunu, cesaretini kaybettiğini, bir daha onların karşısına çıkmayı göze alamadığı için koca bir imparatorluğun yıkılmasına yol açtığını belirtir. Gerçekten de öyleydi.
Uluğbey'in "Dört Ulus Tarihi" adlı eserinde dediği gibi, Türk padişahları arasında Zaloğlu Rüstem'i bile kıskandıracak kadar cengaver olan ve atının başını çevirdiği yeri kan deryasına döndüren Celaleddin Mengüberdi de Moğol kuvvetlerini ardı ardına mağlup ettikten sonra Çingiz-han'a beş satırlık bir mektup göndermişti: "Savaş yerini seç, orada olacağım!" Çingiz-han da bu mektubu okurken elleri ayakları titremiş, bu gözüpek Türkmen yiğidini merdane bir savaşla yenemeyeceğini anlamıştı. Nitekim daha sonra Cebe-Noyon'u Harezmşah'ı aramak için gönderirken, şöyle diyecekti: "Celaleddin'i o gün öldürtmemekle hata ettim. O yiğit yaşadığı sürece siz Moğollara rahat uyku haram. İçinizde onunla yeke yek çarpışabilecek hiç kimse yok." Gerçi Celadeddin'i öldürmek Moğol ve Tatarlar'a nasip olmayacaktı, ama bu dev kamet Türkmen yiğidi, Malatya'da dağda uyurken üzerindeki giysi ve pahalı silahlara tamah eden bir Kürt tarafından haince hançerlenecekti..
Tarihi seviyorum, ama ağır akademik kitaplar arasında boğulmak istemiyorum diyenlere ısrarla tavsiye ederiz.
Üç ciltlik bu belgesel romanın diğer ciltleri önümüzdeki aylarda yayınlanacaktır.

SON TİMURLU - I. Cilt- ISBN 975-8839-01-2

Bu roman, bir Özbek daha doğrusu bir Türkistan klasiğidir. Özbek yazar ve tarihçi Pirim Kadirov tarafından iki büyük cilt halinde kaleme alınan ve yirmi yıllık bir çalışmanın ürünü olan bu tarihi, belgesel roman, tarihi seviyorum, ama akademik kitaplar arasında boğulmak istemiyorum diyenlere özellikle tavsiye edilir.

Son Timurlu, bilhassa Batılı tarihçilerin cehaletlerinden dolayı yanlışlıkla Büyük Moğollar diye adlandırdıkları, bizdeki bazı sözüm ona tarihçilerin de aynı yanlışı tekrar ederek Moğollar yakıştırması yaptığı Büyük Mugallar'ın yani Hindistan Babür Türk İmparatorluğu'nun, son Timurlular'ın, Baburilerin baştan sona macerea ve dramalarla dolu hayat hikayesidir.

Türk halkının kendine özgü bir alfabesi olması gerektiğini düşünen ilk ve tek Türk padişahı Babür'dür. Hatta bu amaçla Sığnak alfabesinden faydalanarak kendine göre bir alfabe geliştirmiş, bunu öğretmek için Buhara'da medreseler açmış, fakat Uluğbey zamanında yaptıklarını pervasızca tekrarlayan Nakşibendiler'in din elden gidiyor teranesiyle başlattığı saldırılar karşısında okulları kapatmak zorunda kalmıştır.

Şeybaniler tarafından Türkistan'da hayat hakkı tanınmayan son Timurlular'ın bir avuç insanla Hindistan'a geçmelerinden sonra yaklaşık üçyüz yıl ayakta kalan büyük bir imparatorluğun kuruluş hikayesi, ne yazık ki Şii-Sünni çatışmalarının da ayyuka çıktığı bir döneme rastlamaktadır. O dönemde bu mezhep kavgaları öylesine artmıştı ki, bizde Molla Cami olarak bilinen Abdurrahman Cami bile sonunda bu kavgalardan yaka silkerek Ne sünninin itiyim, ni şianın eşeği! demek zorunda kalacaktır.

SON TİMURLU - 2. Cilt - ISBN 975-8839-23-5

Büyük Mugallar denilen Babüriler'in, başka bir deyişle son Timurlular'ın çile ve maceralarla dolu hayatı. Ekber'in dünya tarihinde ilk defa büyük bir cesaret sergileyerek dört bölümlü bir tapınak yaptırıp, Mecusi, Yahudi, Hristiyan ve Müslümanları bir çatı altına toplama girişimi. Din adamlarıyla saltanat arasındaki amansız savaş, Osmanlı'da görmeye alıştığımız bildik kardeş kavgaları.. Portekizliler'in, İngilizler'in daleveralarıyla önce çatırdayan, sonra yıkılan, zamanının en güçlü Türk imparatorluğunun son bulan hazin hikayesi..

Tamamıyla gerçek olaylar ve belgelere dayanan bu tarihi roman, türünün en iyi örneklerindendir. Aynı zamanda bir Özbek klasiği olan bu eser, tarihi seviyorum, ama kalın kalın akademik kitaplar arasında boğulup kalmak istemiyorum, diyenler için yazılmıştır.

ÖTGEN KÜNLER - ISBN 975-8839-25-X

(Geçmiş Günler)

18. Yüzyıl Türkistan tarihinin en karanlık günlerinin ve emsalsiz bir aşkın hikayesi. Türkistan'da Türk romancılığının babası sayılan ve Ruslar tarafından şehit edilen bağımsızlık mücadelesinin öncüsü, fikir ve dava adamı Abdullah Kadiri'nin en baş yapıtı.

Ruslar'ın topuyla tüfeğiyle bastırıp geldiği günlerde Türkistan'daki hanlıkların birbirinin eteğini kaldırmakla meşgul olduğu, Kıpçaklar'ın Özbekler tarafından kılıçtan geçirildiği günlerin hazin hikayesi. Kuma belasının nasıl korkunç bir şey olduğunun en çarpıcı örneği. Filmi Türkiye'de de Türk Dünyası Film Festivalinde gösterilen Ötgen Künler, pek çok dile çevrilmiş bir Özbek klasiğidir.

OSMANLI'NIN ÇÖKÜŞ DÖNEMİNDE ARAP CASUSLARI - ISBN 975-8839-36-5

Aaaron Aaronson adlı bir Yahudi, Cemal Paşa'nın huzurunda Osmanlı valisinin odasına girerek, taşkınlık yapar ve çizgiyi aşar. Cemal Paşa, Aaronson'a "Seni şimdi şurada astırsam ne diyeceksin?" der. "Hiçbir şey demem, paşa hazretleri!" diye karşılık verir Aaronson. "Yalnız, benim yaşlı bedenimin darağacından yere düşerken çıkardığı ses Amerika'da duyulacaktır!" Cemal Paşa ağzını açıp bir şey diyemez. Vaka daha sonra okkalı bir intikam alacak ve Aaronson ailesini neredeyse tamamıyla ortadan kaldıracaktır.
Aradan geçen yaklaşık doksan yıl zarfında ne değişti? Hiçbir şey! Laik sistemi kabul ettiğimiz için Arap ülkeleri ve özellikle Mısırlılar bize "kâfir" gözüyle bakarlar. Düzeni değiştirdik; ama ne camiye yaranabildik, ne kiliseye! Araplarsa sadece efendi değiştirdiler, fakat Müslüman Osmanlı yerine Hristiyan bir efendi koydular.
Doksan yıl önce Batılı casuslar Orta Doğu'da cirit atarken, önemsemedik, küçümsedik, koca bir Osmanlo İmparatorluğu'na bir zarar veremeyeceklerini zannettik. Şimdi de AB sevdası uğruna Türkiye'nin doğu ve güneydoğu şehirlerinde cirit atan Batılılara bir şey demiyoruz. Yoksa tarih tekerrürden ibaret sözü laf olsun diye mi söylenmiş?

 

 

ALBAN TARİHİ - ISBN 975-8839-40-3

Bu kitap, şimdiki Azerbaycanda yaşayan Udinlerin dedeleri Albanların, son Hunların, Hazarlar'ın, Peçeneklerin, Eftalitlerin, Terekemelerin, Arap ve Perslerin birinci el kaynaktan, Miladi VII. Yüzyılda Kalankatlı Moses tarafından kaleme alınan bir eserden nakledilen hikayesidir.
Esasen günümüzde dinler arası diyalog diye tutturanların gözüne sokulması gereken bir belge niteliğinde olan bu eserde, on üç yüzyıl önce bir meczup papazın Peygamber efendimize karşı ağır hakaretler içeren sözlerinin de yer aldığı bu birinci el kaynağın arkasına konulan Mihitar Koş Salnamesi'nde Tiflis şehri hakimi olan bir Ermeni prensinin iki oğlundan birinin adının Kürd olması acaba sizlere neyi çağrıştırıyor?
Bu birinci el kaynak her Türkün kütüphanesinde mutlaka bulunmalı ve dikkatle, ibretle okunmalıdır.

TARİH-İ REŞİDİ - ISBN 975-8839-47-8

Geride Bıraktıklarımızın Hikayesi

Hindistan'da Babür Türk İmparatorluğu'nu kuran Babür'ün teyze oğlu ve Moğulistan'daki Duğlat kabilelerinin önderi ve beyi Mirza Haydar Duğlat'ın, bir tarih yazarı olarak değil, aynı zamanda tarihi yapan kişilerden birisi olarak kaleme aldığı "Tarih-i Reşidi" adlı bu eser, 16. Yüzyılda Orta Asya, Uyguristan, Moğulistan, Tibet ve şimdiki Pakistan'da geçen olayların, diğer bir ifadeyle geride bıraktıklarımızın hikayesidir.
Türk tarihiyle ilgili birinci el kaynaklardan olan ve bugüne kadar Orta Asya ve Tibet, Hindistan Türk tarihiyle ilgili olarak kaleme alınan eserlere kaynaklık eden bu kitap, Denison Ross tarafından İngilizceye çevrilmiş, N. Elias tarafından da değerli notlarla şerh edilmiştir. Yaklaşık yüz yıllık bir gecikmeyle Türkçeye kazandırılan ve Selenge Yayınları tarafından yayınlanan Tarih-i Reşidî, Türk tarihine ilgi duyan ve geride bıraktıklarımızın hikayesini, bire bir müşahedelerle kaleme alınan olayları öğrenmek isteyenlerin vaz geçemeyecekleri bir kaynak eserdir.

 

 

ERMENİ KAYNAKLARINDA
TÜRKLER VE MOĞOLLAR - ISBN  078-975-8839-50-6

Ermeni kaynaklarında ve kitapta geçen “Tatar” kelimesi Türkler yerine kullanılmıştır. Tabii Avrupalılar bu kelimeye nefret dolu bir anlam yükleyerek cehennem zebanisi manasındaki “Tartar” şekline dönüştürmüşlerdir. Tarihte yaşayan Tatarlarla günümüzde Rusların Tatar adıyla dünyaya tanıttıkları insanlar arasında hiçbir bağ yoktur. Aksine Tatar adı Türklere verilen yanlış isimlerden biridir. Moğollar Tatarları hiç sevmezlerdi. Çünkü onlarla çok savaşmışlardı ve mağlup ettikten sonra Tatar savaşçılarını ordunun ön saflarında tutarlardı. Rus vakanüvislerin “… bunlar kimdi, nereden çıkmışlardı bilmiyoruz, ama adları Tatardı” dedikleri halk, Türklerden başkası değildi.
Kitap, Ermeni vakanüvislerin eserlerinden derlenerek oluşturulmuştur ve bir noktada birinci el kaynaklardandır.

 

HAZAR ÇALIŞMALARI - ISBN 975-8839-44-6

Amerikalı tarihçi ve Hazarlar konusunda yaşayan en büyük uzman olan Peter Golden'in kılı kırk kırk yaran titiz bir çalışması. Hazarlar konusunu tarih, coğrafya, kaynak ve özellikle dilbilim açısından dikkatli bir şekilde ele alan bu kitap, sahasında yapılmış en önemli çalışmalardandır.
Selenge Yayınları tarafından yayınlanan M. İ. Artamonov'un "Hazar Tarihi", L. N. Gumilev'in Artamonov'un eksik yönlerini tamamlayan "Eski Ruslar ve Büyük Bozkır Halkları" adlı çalışmasından sonra, Peter Golden'in Hazar Çalışmaları adlı eseriyle Hazarlar dosyasının %75'lik kısmı tamamlanmıştır. Geri kalan eksik kısım ise Dunlop'un "Hazar Yahudi Tarihi" adlı eserinin yakında yayınlanmasıyla tamamlanmış olacaktır.
Hazar Çalışmaları, Türk tarihine ilgili duyanların kütüphanelerinde mutlaka bulunması gereken bir eserdir.

TÜRKLERİN VE TATARLARIN KÖKENİ - ISBN 975-8839-31-4

Batılı tarihçiler ve oryantalistler yıllardır yaptıkları yayınlarla beyinlerimizi öylesine yıkadılar ve bizi kendi tarihimizle ilgili konularda öylesine yanlış şartlandırdılar ki, artık şartlandığımız konularda doğrusunu işittiğimiz veya okuduğumuz zaman dahi, gerçekleri kabul etmeyi bir türlü kabullenemiyoruz.
Olmayan bir Ari (üstün) ırkla ilgili uydurma teoriler.. Hiç gerçekleşmemiş Ari göçleri.. Dili bilinmeyen, hakkında yazılı belge bulunmayan halkların Batılı bilim adamlarınca bela savma kabilinden "Pers dilli.. İrani halklar" arasında gösterilişi.. Bir halkın, bir coğrafyanın Türklere maledilmemesi için uydurulan hikayeler, çarpıtılan arkeolojik bulgular, Türkçe tarihi belgeleri olmayan dillerle veya zorlamayla Farsça olarak okuma gayretleri.. Tüm bunlara karşı Kazanlı Akademik Prof. Mirfatih Z. Zekiyev'in yıllar süren ciddi çalışmalarıyla verdiği bilimsel cevaplar..
Bugün kendilerine Tatar diyen veya kendisini Tatar diye tanıtan ve bir kısmı Türkiye'de de yaşayan insanlar acaba asıllarının Bulgar Türkü olduğunu, daha sonraları Bulgar, Kıpçak ve Oğuzların karışımından oluştuklarını biliyorlar mı? Özellikle Ruslar'ın hiçbir ilgileri bulunmadığı halde Tatar dedikleri halkın bir isim kamuflajı yüzünden tarihe "Tatar" diye geçtikleri ve "Tatar başka, Türk başka" demeye başladıkları biliniyor mu?
Mirfatih Zekiyev, bu kitapta sizi bir dizi labirent içinden geçirerek gerçeklerle yüzleştirecektir.

 

TÜRK HALKLARININ KÖKENİ - ISBN  978-975-8839-58-5

Laypanov ve Miziyev, her ikisi de Kafkas asıllı, Karaçay-Malkarların bağrından çıkmış araştırmacılardır. Kaleme aldıkları bu küçük hacimli kitap, konuyla ilgilenen okuyucuların bir baş ucu kitabıdır.
Avrupamerkezci Batılılar, nedense dünya halklarını kendilerine göre tasnif ederken, Türkleri, Arapları, Afrikalıları kenar mahalle çocukları olarak gösterir ve tabii olarak kendilerini merdivenin birinci basamağına, Çinlileri ikinci basamağa yerleştirirler. Amerikanın yerli halkları ise bu basamakların en altında yer alır. Onlara göre kendilerinden başkalarının tarihi ve kültürü incelenmeye bile değmez. Örneğin Donna Rosenberg tarafından yazılan ve Türkçeye de çevrilmiş olan Dünya Mitolojisi adlı kitapta, tüm halkların mitolojilerinden bahsedilir de, Türklere yer verilmez.
Bu onların ırkçı görüşü. Ama biz atalarımızı, kimliğimizi biliyoruz. Kültürümüzü de..

 

DOGU AVRUPADA TÜRKLÜK - ISBN 975-8839-42-x


Türkler, tarihleri boyunca genellikle 36-42. paraleller arasinda yasamislar; dolayisiyla bu iklime, bu iklimdeki bitki örtüsüne alismislar, fakat bu çizginin disina çikanlar fazla yasama sansi bulamamis ve çogu tarihten silinip gitmistir.
Esasen halklar tarihten silinmezler. Sadece baska halklarin arasina karisip, erir giderler. Iste Dogu Avrupa'ya geçen Türklerin de akibetleri böyle olmustur. Rusya, Bulgaristan ve benzeri yerlere giden yüz binlerce Oguz, Kipçak, Peçenek vb.leri zaman içinde, çevre halklari arasinda azinlik durumuna düserek, önce dinlerini, sonra milliyetlerini, arkasindan dillerini kaybetmisler, ama arkalarinda bir takim izler birakmislardir.
Bu izler, bu Türklük izleri hâlâ mevcut. Meshur Türkolog Rasonyi, sizi bu izlerle tanistiracaktir.

KIRGIZLAR VE KAZAKLAR - ISBN 975-8839-49-7


Kimdir bu Kirgizlar dedigimiz kardes topluluk? Adlari nereden geliyor? Kirk-kiz mi, Kir-Oguz'un kisaltilmis ve bozulmus sekli mi? Neden adlari Çin kaynaklarinda Ge-gu ve Kie-ku, bazen Kie-kun olarak geçiyor?
Ya Kazaklar? Adlarinin gerçekten "kaçak" kelimesiyle bir ilgisi var mi? Yoksa basina buyruk, kanun dinlemeyen, engin alanda kendi halinde yasayan bir halk mi? Rus Kazaklariyla ne gibi bir ilgileri var?.. Bu sorularin cevabini bu kitapta bulacaksiniz.
Fakat esasen Kirgizlar ve Kazaklar farkli tarihî seyirlerin ayni kaderi paylasmak zorunda biraktigi iki Türk kavmidir. Kirgizlar, Yenisey-Altay sahasinda varliklarini sürdürme mücadelesi verirken, Kazaklar bu mücadele arenasinda yerlerini bile alamamistir. Ancak zaman, Kazaklara büyük devletler kurma sansini tanirken, hep mücadele çemberi içinde kalan ve bulundugu cografi konum geregi siyasi mücadelelere dahil olan Kirgizlara o kadar da cömert davranmamistir.

 

KAZAKİSTAN VE KAZAKLAR - ISBN 978-975-8839-45-4

Bu eser Kazakistan Bilimler Akademi tarafından o bölgenin en seçkin bilim adamlarına hazırlatılarak yayınlanmıştır. Kazakistan’da üniversitelerde ders kitabı olarak da okutulmaktadır. Kazakistan ve Kazaklar konusunda yazılmış en derli toplu ve bilimsel kitaptır.
Kazakistan ve Kazak adı tarihte yoksa da, halkının Türk olduğu kesindir. Halklar, tarihin akışı içinde isim değiştirebilir, bir kütleden koparak yeni bir isimle, yeni bir oluşum meydana getirebilir. İşte Kazaklar da yeni bir adla o bölgedeki Türk kabilelerinin oluşturduğu bir halktır. Kazak adının nasıl çıktığını ve onların kendilerine neden Kazak denildiğini dahi bilmeyen Rus Kazaklarıyla hiçbir bağları bulunmadığını bu kitapla anlayacaksınız.

 

 

ÇİN KAYNAKLARINA GÖRE BATI TÜRKLERİ - ISBN 975-8839-46-2

Mükemmellikte Liu Mau-tsai'nin eserinden hemen sonra gelen bir diğer çalışma Fransız Sinolog E. Chavannes'in BatıTürkleri adlı eseridir. Bu iki eser, kadim Türkler konusunda Çin kaynaklarına dayanılarak yapılan en az hatalı, en az eksikli çalışmalardandır.Bugüne kadar eski Türklerle ilgili kitaplar, genellikle Çin, Bizans, Arap ve Pers kaynaklarından faydalanılarak yazılmış,ama asıl kaynaklar çevrilip yayınlanmamıştır.Gumilev'in dediği gibi, Bir milletin tarihini biraz da onun düşmanlarının yazdıklarına bakarak okumak gerekir.

 


ÇİN KAYNAKLARINA GÖRE DOĞU TÜRKLERİ - ISBN 975-8839-43-8

Eski Türklerden günümüze yetip gelen yazılı kaynaklar sadece taş kitabelerdir. Ama, E. Chavannes'in dediği gibi, onlar da tek başlarına bir halkın tarihini yeniden kurmaya yetmemektedir. İşte bu noktada Çin yıllıkları nispeten imdadımıza yetişmektedir ki,şu ana kadar Liu Mau-tsai'nin çalışması, sahasında yapılan en iyi ve en mükemme çalışmadır.

 

 

KÜRTLEŞEN TÜRKLER - ISBN   975-8839-48-9

Hiçbir etnolog dili etnik işaret kabul etmez. Dolayısıyla herhangi bir kişinin şu veya bu dili konuşuyor olması, o dilin ait olduğu halka mensup olmasını gerektirmez. Tıpkı bunun gibi herhangi bir insanın pasaportunda “…. Cumhuriyeti Vatandaşı” yazması da onun o etnik kütleye aidiyetini göstermez, ama vatandaşlık bağıyla bağlı olduğunun belgesidir. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran halklara Türk denir” sözü de belki birleştirici, diplomatik ve siyasi içerikli bir sözdür. Çünkü Türkiye Cumhuriyetini kuranlar yalnızca Türklerdir. Diğer azınlık olanların bu cumhuriyetin harcında önemli bir katkıları yoktur, hatta bazıları, örneğin Kürtler, destek olmak yerine çıkardıkları iç isyanlarla destek yerine köstek olmuşlardır. Biz bu ülkenin esas unsuruyuz, cumhuriyeti birlikte kurduk kabilinden sözler, yalnızca bir safsatadır ve bazı siyasilerin oy kaygısıyla ağızlarından düşürmedikleri saçma bir iddiadır.
Kürtlerin tarihi de, dilleri de bizi ilgilendirmiyor. İster geçmişte yaşamış bir halkın bakiyeleri olsunlar (çok zayıf bir ihtimal ve belgesi yok), isterse büyük halkların etnik temas noktalarında oluşmuş “uç topluluklar” olsunlar, onların oluşum şekilleri de bizi ilgilendirmiyor, ama sırf Kürtçe konuşulan bir ortamda kaldıkları için zaman içinde ana dillerini unutarak Kürtçe konuşan ve yalnızca buna istinaden kendini Kürt zanneden Türkler bizi ilgilendirmektedir.
Türkiye’de İbranice bilmeyen Yahudiler, Çerkesce bilmeyen Çerkesler, Ermenice bilmeyen Ermeniler var. Bunların ana dilleri Türkçeleşmiş. Peki yalnızca Türkçe konuştukları için bu insanları Türk kabul edebilir miyiz? Vatandaşlık bağıyla T. C. Vatandaşı olabilirler, ama Türk olunmaz, Türk doğulur.

 

 

TÜRK DÜNYASI AİLE VE AKRABALIK
TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ - ISBN  978-975-8839-55-1

Çok geniş coğrafyada yaşayan halkların akrabalık terimleri de oldukça zengindir ve çoğu kez birinde herhangi bir akrabayı işaret etmek için kullanılan bir sözcük, aynı topluluğa mensup başka bir halkın dilinde çok değişik bir anlam ifade edebilir. Örneğin enişte kelimesini yalnızca bizler kullanırız. Özbekler paçça derler. Evsin, bizde avcıların avlanırken hayvanlardan gizlendikleri yere denir, ama Özbeklerde bu kelime “elti” anlamındadır. Keza bacı kelimesi bizde kız kardeş, baca ise evlerde duman çıkması için yapılan boşluktur. Ama “bacı” ve bazen “baca” kelimesi Özbeklerde “bacanak” demektir. Fakat kaynana, kaynata, kayınbirader gibi sözcüklerin ana unsurunu oluşturan “kayın” kelimesi tüm Türk halklarında ortaktır.
İlginç ve uzun soluklu bir çalışma ürünü. Her Türk vatandaşının kütüphanesinde bulunması gereken bir sözlük. Ayrıca kitabın son kısmında değişik Türk halklarındaki aile ve akrabalıkla ilgili atasözleri de konulmuştur.